X
Bir Hollywood Kolay Kurulmuyor! Thomas Edison’ın Ajanlarından Kaçan Film Yapımcılarının Hollywood Hikayesi

Bir Hollywood Kolay Kurulmuyor! Thomas Edison’ın Ajanlarından Kaçan Film Yapımcılarının Hollywood Hikayesi

ABONE OL
Kasım 13, 2022 17:53
Bir Hollywood Kolay Kurulmuyor! Thomas Edison’ın Ajanlarından Kaçan Film Yapımcılarının Hollywood Hikayesi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Merhabalar. Bu yazıda size dünyanın en büyük sinema sektörü Hollywood’un geçmişi hakkında tarihi bilgileri derledim. Amerikan sinemasının nasıl başladığından tutun da Los Angeles’a ne şartlarda uzandığını kaleme aldım. Sinemaseverler için iyi bir genel kültür okuması olacağını düşünüyorum.

İyi okumalar dilerim. 🎬︎

Hollywood aslında Los Angeles’ın küçük bir mahallesiydi.

Dünya sinema endüstrisinin nabzını tutan bir yer Hollywood. Geçmişte ve bugün severek izlediğimiz Amerikan filmlerinin üretildiği ve evimize kadar geldiği bir yer. Hollywood, California’nın Los Angeles şehrinde bulunan bir mahalle aslında. 20. yüzyılın başlarından bu yana Columbia Pictures, Walt Disney Studios, Paramount Pictures, Warner Bros. ve Universal Pictures gibi Amerikan sinema şirketleri burada filmler çekerek küresel film endüstrisi üzerinde büyük bir etkiye sahip oldu.

California’nın sıcağı Hollywood için harika bir fırsattı.

Tinseltown olarak da bilinen Hollywood’a film yapımcılarını çeken şeyse California’nın ılıman iklimi, bol güneş ışığı, çeşitli arazi şekilleri ve tabii bölgedeki geniş iş gücü piyasası oldu. Tüm şartların elverişli olduğu bölge Hollywood’un cicili bicili, sinematik ve enteresan filmleri için paha biçilemez bir yerdi. O dönem Fransız sineması, modern sinemanın doğduğu yer olarak anılırken Hollywood ile birlikte Amerikan sineması 1913 yılından 1970’li yıllara kadar bu sektörün baskın gücü haline geldi.

Dünya sinemasının en güçlü endüstrisidir Hollywood.

Hollywood, bugün en eski film stüdyolarının ve yapım şirketlerinin ortaya çıktığı yer olması bakımından en eski film endüstrisi olarak kabul edilir. Komedi, drama, aksiyon, müzikal, romantizm, korku, bilim kurgu ve savaş destanı gibi çeşitli sinema türlerinin doğduğu yerdir ve diğer ulusal film endüstrileri için bu açıdan örnek teşkil eder.

İlk hareketli görüntüler koşan bir ata aittir.

1878 yılında California’da Eadweard Muybridge, arka arkaya yerleştirilmiş bir dizi hareketsiz kamera kullanarak koşan bir atın sıra sıra fotoğraflarını çekmeyi başardı. Hareketi yakalayan ve tekrar edilmesini sağlayan bu sistemin başarılı olması başka mucitleri benzer cihazlar yapmaya teşvik etti. Elektriğin icadından tanıdığımız dünyaca ünlü mucit Thomas Edison da bunlar arasındaydı. Edison 1894 yılında böyle bir kinetoskobu ilk üretenler arasındaydı.

Thomas Edison Amerikan sinemasına faydalı icatlar yapmıştır ancak…

Aslında Amerika Birleşik Devletleri’nde sinema endüstrisinin başlangıcını Thomas Edison’un yaptığını söyleyebiliriz. Edison, New Jersey eyaletinde ilk sinema stüdyosu olan ‘Black Maria’ yapısını inşa ettirdi. Zamanla burası hem sermayeyi hem de iş gücünü çekmeye başladı. 1910’lu yıllarda Fox Film Corporation, Victor Film Company ve Independent Moving Pictures Company gibi pek çok şirket kuruldu. New York’ta ise sessiz film döneminde Kaufman Astoria Stüdyoları ve Marx Brothers kurulurken Edison’un stüdyoları da Bronx’taydı. Stüdyolar gittikçe başka eyaletlere yayılıyordu. Peki neden?

Film endüstrisindeki patentleri film yapımcılarını zora sokuyordu.

Sorun ya da mesele Edison ve onun film ekipmanı patentleriydi. O dönem pek çok film yapımcısı kullanım haklarına sahip olmadıkları ekipmanlarla çalışıyordu. Edison da bunları tespit etmek için ajanlar görevlendiriyordu. Bu nedenle, New York’ta çekim yapmak, Edison’un şirket merkezine ve ekipmanları ele geçirmek için yola çıkan şirket ajanlarına yakın olmak  tehlikeli olabiliyordu. 20. yüzyılın başlarındaki film patent savaşları, film şirketlerinin New York dışında ABD’nin diğer bölgelerine yayılmasına neden oldu.

New York’tan kaçan film yapımcıları ülkenin batısında film çekmeye başladı.

En nihayetinde 1912’ye gelindiğinde çoğu büyük film şirketi, bölgenin yıl boyunca elverişli hava koşulları nedeniyle Güney Kaliforniya’da Los Angeles’a yakın üretim tesisleri kurdu. Film yapımcıları artık Edison’un buralara kolay kolay adam yollayamayacağını düşünüyorlardı. Hollywood’un yükselişi de işte böyle başladı: Edison’dan kaçarak!

Edison patentleri film yapımcılarını davalık ediyordu.

Thomas Edison, sinema filmi prodüksiyonu ile ilgili neredeyse tüm patentlere sahip olması yüzünden 1930’larda neredeyse tüm film yapımı ülkenin Batı kıyısına kaydı. Edison’un Motion Picture Patents Company’den bağımsız olarak hareket eden ve film çeken New Yorklu film yapımcıları da Edison ve ajanları tarafından dava edildi.

1. Dünya Savaşı’ndan etkilenmemesi Hollywood’a gelişme fırsatı sağladı.

Zamanla Los Angeles’ta stüdyolar kuruldu ve Hollywood giderek büyüdü. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, birkaç Amerikan şehrinde filmler yapılmaya devam ediyordu ancak film yapımcıları endüstri geliştikçe Güney California’ya yönelme eğilimindeydiler. Filmlerini yıl boyunca açık havada çekmeyi mümkün kılan sıcak iklim ve bol güneş ışığı onları cezbetti. Ayrıca Avrupa’da devam eden savaş, Avrupa film endüstrisinin düşüşüne sebep olduğu için Amerikan film sektörü de yükselişe geçti.

O zamanların “korona”sı Amerikan sinemasını da etkiledi.

Los Angeles’ın 1918 grip salgınına diğer Amerikan şehirlerine kıyasla daha güçlü dayanması ve Hollywood’un New York’un sinema sektöründeki egemenliğini alt etmesi de bu yıllara dayanıyor. Pandemi sırasında halk sağlığı yetkilileri bazı yargı bölgelerinde sinema salonlarını geçici olarak kapatıp, büyük stüdyoların çekimlerini durdursa da daha sonrasında Hollywood toparlandı.

Hollywood’un hareketliliği sinema sektörüne başka girişimlere de sebep oldu.

Amerikan sineması Hollywood’ta giderek büyürken farklı çalışmalar da söz konusu oldu tabii. 20. yüzyılın başlarında Amerika’ya gelen birçok Yahudi göçmen ABD film endüstrisinde yepyeni bir işe imza atmayı başardılar: Kısa filmlerin bir nikel (beş sent) giriş fiyatından ‘nickelodeon’ adı verilen vitrinlerde sergilenmesi. Beş sentlik tiyatro konsepti o kadar başarılı oldu ki ülkede bu vitrinlerin sayısı 8 bine ulaştı. Tabii uzun metrajlı filmlerin ortaya çıkması, sinema salonlarının çoğalması ‘nickelodeon’ların sonunu getirdi.

Avrupa sineması da yönünü Hollywood’a çevirdi.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’dan film yapımcıları Hollywood’a geldi: Ernst Lubitsch, Alfred Hitchcock, Fritz Lang ve Jean Renoir gibi yönetmenler; ve Rudolph Valentino, Marlene Dietrich, Ronald Colman ve Charles Boyer gibi aktörler, New York City sahnesinden batıya doğru çekilen aktörlerle bir araya geldiler. 1940’ların ortalarında sinema filmlerinin popülerliğinin zirvesindeyken Hollywood stüdyoları, haftada 90 milyon Amerikalının izlediği, yılda yaklaşık 400 film çekiyordu. Tabii sinemaya sesli film özelliğinin gelmesi bunda önemli bir etkendi.

Hollywood’un Altın Çağı 1913-1969.

Bugün Amerikan sinema tarihçileri 1913’ten 1969’a kadar geçen yılları Hollywood’un Altın Çağı olarak tanımlar. Hem uzun metrajlı hem de sesli filmler bu dönemi başlatan olaylardı. Ancak bu dönem Hollywood filmleri tek bir formülle çalışıyordu. Film stüdyolarındaki ekipler genelde Western, slapstick komedi, müzikal, animasyonlu çizgi filmler ve biyografik filmler etrafında çalışıyordu. Bu dönem ABD sinemasının en büyük başarısı da Walt Disney’in animasyon şirketi sayesinde geldi. 1937’de Disney, zamanının en başarılı filmi olan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’i yarattı.

1960’lı yıllarda Hollywood’ta Fransız dalgası yayıldı.

1960-1990 arasını kapsayan Yeni Hollywood yani klasik sonrası dönemde  Fransız Yeni Dalgası’nın bir sonucu olarak 1960’larda Avrupa’da geliştirilen teknikleri özümsenmiş ve eğitimli yönetmenler film yapmaya başlamıştır. 1967 yapımı Bonnie ve Clyde filmi de Amerikan sinemasının toparlanmasının başlangıcı oldu, çünkü yeni nesil filmler daha sonra gişelerde de başarı elde etti. Francis Ford Coppola, Steven Spielberg, George Lucas, Brian De Palma, Stanley Kubrick, Martin Scorsese, Roman Polanski ve William Friedkin gibi film yapımcıları, mevcut türler ve yeni teknikler üzerinde çalışarak filmler üretmeye başladılar.

Amerikan sinemasının kült filmleri bu yıllarda çekildi.

The Exorcist ile Friedkin, Jaws ile Spielberg, The Godfather ile Coppola, Taxi Driver ile Scorsese, 2001: A Space Odyssey ile Kubrick, Chinatown ile Polanski ve American Graffiti ve Star Wars ile Lucas gişe rekorları kıran filmler yaptı. Her ne kadar bu dönem televizyonun ortaya çıkmasıyla sinema sektörünü baltalasa da bu filmler insanların tekrar Hollywood sinemasına odaklanmasını sağladı.

1990’lu yıllar Hollywood’un teknolojik gelişmeleri yakaladığı yıllardı.

1990’daki film yapımcıları, önceki yıllarda mevcut olmayan teknolojik, politik ve ekonomik yeniliklere erişebildi. Dick Tracy (1990), dijital film müziğine sahip ilk 35 mm uzun metrajlı film oldu. Batman Dönüyor (1992) da artık bu sektörün standardı haline gelen Dolby Digital altı kanallı stereo sesi kullanan ilk filmdi. Film görüntülerinin bir bilgisayara aktarılması ve dijital olarak oynanması mümkün oldu. Hollywood’ta artık Jurassic Park (1993) filminde olduğu gibi gerçek görünümlü hayvanlar yaratmak için tekniklerin kullanılması zor değildi.

Bu dönemde aslında bizim de bildiğimiz romantik komediler ve animasyonlu filmler oldukça fazlaydı.

1990’larda sinema bileti satışları düşse de Hollywood, VCR video kiralama ve daha sonra DVD’ler ve Blue-Ray ile tekrar gücünü korudu. 2000’lerde ise Disney filmlerinde, büyük bütçeli gişe rekorları kıran filmlerde ve ham komedilerde bir artış yaşandı.

Hollywood artık rakipsiz değil ama hâlâ gücü yerinde.

Son zamanlarda küreselleşmenin etkisi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte Hollywood gibi pek çok sinema endüstrisi gelişti tabii. Hint sinema endüstrisi Bollywood ve Güney Kore sineması ilgi çeken yapımlarıyla Hollywood’u yakalamış gibiler. Thomas Edison’ın ajanlarından kurtulan Hollywood bu rekabet ortamında nasıl filmler yapacak merakla bekliyoruz.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP